5 Kasım 2010 Cuma

MADAM, KUSURA BAKMA KIZINI HASTA ETTİK...

Frenk nezle oldu :(
Öksürüyor da... Oğlum da aynı durumda. Zaten salgın var. Çoğu insan bu durumda, ama bu hastalar benim emanet frenkim ve demirbaş canım oğlum olunca, hangi bitki çayına saldıracağımı, hangi meyveleri sıkacağımı şaşırdım. Çocukları doping yağmuruna tuttum. Ayrıca antigripal ilaç verdik.

Dün kızım gibi türk öğrencilerin de katılabildiği bir Efes gezisine gitmişlerdi. Ayrıca Meryem Ana ve Şirince'ye gittiler. Sabah sekizde çıktıkları eve, akşam yedide sürünerek girdiler. Kapıdan girdiğinde durgunluğunu fark ettiğimi gören kızım, "anne, nezle oldu" dedi. Bir gece önce de geceyarısı öksürdüğünü duymuştum. Hava ve diyet değişimi direncini düşürdü sanırım. 'Ah ah yalınayak da dolanıyorsun; banyodan çıkınca saçını kurutmuyorsun, e hava da serindi sanki biraz. Ah be evladım, seni önüme oturtup saçlarını kurutsam, zorla ayağına çorap giydirsem iyiymiş. Sütü de, kolayı da buz gibi içtin. Sabah giderken üzerin inceydi de, ses etmedim artık' diyemedim tabii.. (Bunlar sürekli kendi çocuklarıma da söylediğim şeyler :D).

Gelir gelmez duş almak istedi, sonra da yemeğe oturduk. Mantıyı çok sevdi. Ama nasıl durgundu. Baktım gene yalınayak, bir terlik giydirdim valla artık. Habire üzgün gözlerle ona baktım, sırtını okşadım. Sonunda "merak etme, ben iyiyim" deyince, bir anda rahatladım. O gazla, e o zaman hadi alfabe sayalım, diyesim geldi (itiraf: dedim zaten. Bunu yazmayacaktım ama dayanamadım işte gene). Yok yok, alfabe konusu yalama olmamalıydı, iki gece öncenin hit'i ve gülmelere başlamamızın kırılma noktasıydı o. Alfabeyi ışıltılı yerinde rahat bırakmalıydım. Sadece bir tane "kâ" deyip bıraktım. Yemek sonrası sohbeti fazla uzatmadan, buzdolabından bulduğum tüm meyvelerin suyunu çıkarmaya başladım. Evdeki üç ergene de bolca "home-made ve anne elinden" başlıklı meyve sularını dayadım. Dayamadan önce de okudum üfledim :))
Yalnız şaka bir yana, her sabah giderlerken gerçekten de dua ediyorum arkalarından. Normalde çok daha kısa tuttuğum bu ritüeli, emanet frenkten sonra acık daha uzatır oldum. Sağ salim anneciğine teslim edelim diye, içim pır pır ediyor.
Akşam oyalansınlar diye aldığım fransız filmlerine pek vakit kalmadı. Yemekten hemen sonra, Skype'dan annesiyle görüşmek istedi. Onu yalnız bıraktık ki, rahatça hasret gidersindi. Bir süre sonra bizi de çağırdı ve frenk anneyle de müşerref olduk. Beni çağırmadan önce anladım ki, annesi tipi o an düzgün olmadığı için görüşmek istemiyor. Çünkü kızcağız "anne onun da üzerinde eşofman var zaten" anlamında bir şeyler dedi gibi geldi bana, çünkü hem ses tonundaki mücadeleden anladım, hem de "anne" ve "pijama" deyip durdu :))) Neyse, bana 'boş ver, sen gel yine de' hareketi yapınca, kendimi kameranın önüne attım. Önceden kafamda hazırladığım süslü cümlelerimi, heyecan yapmadan, sanki her daim şakırdayan fransızcamla ennn ufak bir boşluk bırakmıyorcasına saydım :) Hayır yani, anneyi ben de görmeyi çok istedim, çünkü bizim kızımız da ilkbaharda onlara gidecek. 'Madam, madammm göster bana kendini. Hem bir göreyim nasıl bir insansın, hem de söyleyeyim ki, kızını çok sevdik.'
Esmer, kibar bir kadın. Teşekkür etti. Lafı uzatmadım ki, yavrusuyla doyasıya sohbet etsin. Yoksa ohoo bende laf bitmez; bonjour'dan girer, goodbye'dan çıkarım. Multilingual bir simultane tercüme odasının annesiyim ben, di mi ama :) Kızım da biraz konuştuktan sonra, onu yine annesiyle başbaşa bıraktık. Bir ara bize dönüp, annesinin ona karnını gösterdiğini söyledi.
Hatırlarsanız anne, dördüncü çocuğuna hamile; 6.5 aylık. Sohbetin ses tonundan bolca bilgi verdiğini ve olumsuz konuşmadığını anlamak içimi rahatlattı. Bir süre sonra bana, kameradan fark edilmeyecek şekilde, gel gel yaptı. Meğer annesi beni görmeden, bana da annesinin karnını göstermek istermiş. Madam karnını gösterdi, ama frenk gördüm mü diye bana bakınca, durumu anladı :) "hayır anne, hayır hayır" derken o kadar kikirdiyordu ki, annesi karnını ta Türkiyelere kadar gösterdiğini hemen çaktı tabii. Gösterdiği de giysi üzerinden yani, ne var ki utanacak. Bir aksilik olmaz da, kızım oraya giderse bebek 4-5 aylık olacak. Bizim frenk, kızıma, umarım bebek sen geldiğinde çok ağlamaz da, rahatsız olmazsın, demiş. Bebek kız olsaydı, göbek adı Müge olsun diye ısrar edecektim, ama neyse artık :) Ne de olsa benim adım, fransızların 1 Mayıs'ta birbirlerine hediye ettikleri bir çiçeğin adı. Yakışırr...

Akşamın ilerleyen saatlerinde sözlükten rastgele kelime seçip, neşeli ve aslında saçma cümleler kurmamla çok eğlendiler. Gündüzleri tüm sorumluluğun kızımda olması nedeniyle, akşamları rol çalmam şart oluyor. Zaten bu durumdan hiç kimse de şikayetçi değil. Ne kendi kızımın iyice yorulmasına, ne de frenkimin sıkılmasına kıyabiliyorum. Gülmekten karın kaslarının geliştiğini söyledi. Dün akşam oğlumun edebiyat sınavına çalışmak zorunda oluşu ve eşimin de post-lentil yorgunluğunu hâlâ atamamış olması nedenlerinden (yok yok haksızlık etmeyeyim, o da bize katılıyor bizden fırsat bulursa), genelde üçümüz takıldık. Duş, ilaç, meyve suyu ve bitki çaylarının kooperatif antigripal etkileriyle, durgunluğu geçmişti. İyi de uyuması lazımdı, çünkü bugün de Bergama'ya gidiyorlar. Uyumadan önce gene çok öksürdü (benim blog da 'anne blogları'na benzedi sanki)

Yatma zamanı gelip de, odalara yöneldiğimizde, aklımda "beşinci gün de bitti, kaldı bir beş daha" cümlesi vardı.

Tükettiğimiz zaman kadar, üreteceğimiz zaman var daha.
Elimizdeki alınacaklar listesini de ufak ufak halletmek lazım: Türk kahvesi, Türk çayı, baklava, lokum. Bunlar aynı zamanda kendi istekleri. Biraz da lahmacun mu yaptırsam acaba? :)

10 yorum:

  1. Sucuk ve pastığmayı ihmal etmemeni öneğiğoğum (a en Fğansız kelime bu oldu bak, ğekoğ egale edildi). Hatta gideğayak biğ bulguğ pilavı attığıp kıza sefeğtasıyla yolluk koysan, ağtanı da madama götüğse, hamile canı falan çekeğ:))
    Ay Türkçeye geçeyim artık Fransızca yordu, hem Fransızca bilmeyen diğer yorumcular anlamayacak, ayıp olur:)))
    Valla kız yanımda kalmış kadar helecan yapıyorum ve hergün merakla bekliyorum. Aman hasta olmasın ya senin ne kadar endişelendiğini tahmin edebiliyorum. Hadi kolay gele, sevgilerle...

    YanıtlaSil
  2. :)))))) kopardın beni Leylakların en güzel dalı...
    Önerilerin süpper ötesi! Ayrıca Türkçeye dönmen büyük incelik olmuş. E tabii canım, bilen var, bilmeyen var :))
    Var ya bugün neredeyse, "gitme evladım kal evde dinlen, ben sana bakarım" diyecektim ama ben dün akşam ona terlikleri verirkenki yüz ifadesi yüzünden vazgeçtim :))

    YanıtlaSil
  3. Syrakusa, innnşallah bir gün size de bir yabancı evlat gelir de, görürsün nasıl bir şeymiş. Lahmacunu o zaman sorucam sana :))) Ali babanın çiftliğine benzemiyor hiç :D

    Hah bak deepblueeagle ne güzel yazmış, sen de öyle yazsana :)) destek olun a dostlaar...

    YanıtlaSil
  4. Ayyy çok hoşsunuz, akşam akşam güldürdünüz beni...Tarhana ile bulguru unutmayın sakın!! Sevgiler...

    YanıtlaSil
  5. Yanında götürsün de annesi pişirsin diye canlı tavuk da mı versem acaba?

    Sağolasınız Zencefil ve Tarçın.. İlham verdiniz bi anda ;)
    Hoşgeldiniz!

    YanıtlaSil
  6. Türk kahvesi ve kına çok ilginç geliyor onlara..ha birde tür lokumu..

    YanıtlaSil
  7. çok sıcak cok sevımlıydı butun anlatımların
    kendımı sızın oturma odasında :) bıseyler atıstırıp gulusurken yakaladım:)


    sevgılerımle

    YanıtlaSil
  8. Crazywomenrosemary, kına da iyi fikirmiş ;) sağol :)

    Öykücüm, keşke olsaydın ;) Buraya habire yaza yaza, ben de zaten bunları yaşarken, sanki etrafımda hepiniz varmışsınız da, birlikte yaşıyormuşuz gibi hissetmeye başladım :))

    YanıtlaSil

hadi söyleyin bi şeyler :)