1 Kasım 2013 Cuma

KADER... KİME ŞİKAYET EDEYİM SENİ?

Biz kaderin misafiri. Kader, misafirinden hiç bıkmayan bir ev sahibi. Ama ev sahibi de "o büyük ev"de kiracı. "O ev" ki, içi milyonlarca misafir ve bir o kadar da ev sahibi dolu.

Misafirini hep gözünün önünde tutup, sunduklarını yemesini ister. Misafir her zamanki gibi, umduğunu değil bulduğunu yer. Misafirin, isterse, istediğini yapma özgürlüğü vardır tabii ki.
Misafir azıcık dişli ise, ev sahibiyle samimiyeti veya önceye dayanan bir hukuku var ise, sevmediği ikramı reddetmeye de kalkabilir. Ev sahibi çaktırmadan disiplini sever; misafirine karışmaz ama görünmeyen iplerle kendine bağlı tutar.Yeri gelir misafirine anında itiraz eder, yeri gelir bıyık altı gülüşün eşlik ettiği olgun bir tavırla, içinden "Tamam, hadi biraz dilediğini ye ama mahkumsun benim sunduklarıma," diyerek sakince bekler. Misafir bu mahkumiyeti kırmaya çalışabilir. Evden çıkıp gidesi, üzerine yapışıp duran ev sahibini kendi başına bırakası gelebilir. Ev sahibi direnir, misafir direnir. "Her şey olacağına varır," teslimiyetinin bilgeliğini, misafirinin de anlamasını, idrak etmesini sabırla bekler. Bazen sertleşir, bazen gülümser. Misafirinin kalacak başka yeri olmadığını çok iyi bilir.
Misafirini her zaman rahat ettiremeyebilir. Misafir her zaman hoşnut kalmayabilir. Aslında ikisinin de elinden gelen bir şey yoktur. Evin asıl sahibi ikisini de bağlamıştır.
Kim bilir belki de bazen ona verilen görevin gerekleri, onu da üzer. Onun da isyan edesi gelir mi acaba? O da emir kulu mudur acaba? İşler karışınca kapıyı çarpıp çıkası ve misafirini acılardan kurtarmak isteyesi gelir mi acaba?

Zaman gelir, ikisi de birbirlerine sarılıp "Allah ne verdiyse" onu yerler. Misafir, ev sahibine saygıyla yaklaşır. Onun bu munis tavrı, ev sahibine de iyi geliyor olabilir; sonuçta çatışma olsun istemez o da.
Ketumdur ev sahibi. Ağzından laf almak imkânsızdır. Misafir ondan alamadığı lafları, fallarda yakalamaya çalışabilir. Bir fincanın içinde bulmaya ve görmeye çabalayabilir onu. Bir başka misafirin ağzından dökülecek kelimelerde, kendi ev sahibinin izlerini arar. Bulduğunu sanır, bulduğuna inanmak ister, bulduklarıyla ev sahibini kündeye getirdiğini düşünerek gözleri parlar. Halbuki ev sahibi o anda da, her zamanki koltuğunda oturmuş, kendi sunduğu kahvenin içilmesini bekliyordur. "Bir fincan kahvenin bir ömür hatrı vardır."
Ev sahibi öğretmendir de aynı zamanda. Öğrenmenin yaşının olmadığını er ya da geç öğretir misafirine. Kimi misafir erken öğrenir, kimi geç. Öğren(e)meyen, öğrenmek istemeyen hatta direnen misafirler bile son dakikada öğrenmenin acısını hissederler. Hâlbuki ev sahibiyle ve "o ev"deki misafirlerle iyi geçinmenin tek yolu vardır: Sevgi.

Bazı misafirler nankördür. Ev sahibi iyiyken sevecendir ona karşı ama kötüyken ağzına geleni sayar. Bazıları ise, kötüyken de sarılır ev sahibine; onun kollarında büyüdüğünü bilir. Bilir ki, kötü ikramlar da sonunda iyi bir lezzete hizmet edecektir. Bazen başka misafirler de bu ev sahibine bulaşırlar. Ve tüm ev sahipleri, aynı büyük sahibin hizmetkârları olarak güler geçerler bunlara.

Misafir aslında kukla bir olduğunu fark edene kadar çatışma sürebilir. Sonunda misafir geldiği yere geri döner, bazen kendi isteğiyle bazen zorla ama mutlaka ev sahibinin kontrolünde. Bu, en iyi anlaştıkları zaman olabilir. Birlikte ve elele çıkarlar "o ev"den.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

hadi söyleyin bi şeyler :)